Türk edebiyatının hiç kuşkusuz en iyi üslup yazarlarından biri olan Hasan Ali Toptaş’ın Kuşlar Yasına Gider kitabı hüzünlü bir o kadar da etkileyici bir kitap.
Hasan Ali Toptaş’ın kitabın adını Ardahan yöresine ait “Bu Dağlar Kömürdendir” türküsünde geçen “Bu Yol Pasin’e Gider. Döner Tersine Gider. Şurda Bir Garip Ölmüş. Kuşlar Yasına Gider”dizelerinden esinlendiğini söyleyebiliriz. Kitabın kapağı ise Fotoğraf sanatçısı ve yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın “Yağmurdan Sonra Üç Kaz” adlı fotoğrafı kullanılmış.
Suskun insanın içi sözcük kuyusudur derler…
Yazar bütün kitaplarında anlaşılır, akıcı, sade bir dil kullandığı için zamanın nasıl geçtiğini anlamadığınız gibi kitabın sayfalarında akıp gidiyorsunuz diyebilirim.
Kuşlar Yasına Gider baba oğul ilişkisine değiniyor. Yazar kitabında babasıyla olan iletişimini en gerçekçi haliyle anlatıyor. Ankara ve Denizli arasında yuvarlanıp giden zamanlarda bir babanın oğluyla olan ilişkisini aktarıyor. Şoförlük yapan Aziz’in bir gün geçirdiği kaza sonucunda kaybettiği bacağı ve yerine takılan protez bacağına alışamaması…. Yani üretilenin gerçeğin yerini hiç bir zaman almaması ve bunun yarattığı psikolojik travmalar…
“….tekerlekli sandalyenin üstünde aniden ağlamaya başladı. Sandalyeyi tuttuğum için o sırada ben onun arkasında dikiliyor ve bu nedenle yüzünü göremiyordum ama yeşil yeşil dökülen gözyaşlarını görüyordum. Her damla benim içime düşüyordu çünkü. Üstelik her damlada, hiç kımıldamadığım hâlde, tepeme balyoz indirilmiş gibi darmadağın oluyordum.”
“İçimden kalkıp babama sarılmak geçti aslında ama yapamadım bunu, baktım sadece. O da bana baktı gözlerini hiç kırpmadan. O an, birbirimize bakışlarımızla sarıldık sanki.”
Babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır.” sözünü yazmamış adeta seslendirmiş diyebiliriz. Her cümle sanki kulaklarınıza fısıldıyor gibi…
“Bazı canlıları yara öldürmüyor, muhatapsız kalmak öldürüyor. “
“Büyük ihtiyaçların küçüldüğü, küçük ihtiyaçların büyüdüğü döneme yaşlılık diyorlar.”
“Kendini anlatmak için hayat bazen beklediğimizden hızlı davranıyor.”
“Suskun insanın içi sözcük kuyusudur derler…”
“Zaten o yıllarda burnumuzun ucunda gezinen bir mazot kokusuydu babam, kulağımızda çınlayan uzak bir motor sesiydi ve az evvel dediğim gibi, gitti mi gelmek bilmezdi bir türlü.”
“Toptaş’a yazarlık âdeta bahşedilmiştir.” (ANDREW RIEMER, Sydney Morning Herald)





















