Empirisizm, Fonksiyonalizm gibi kavramların yaratıcısı ünülü Fransız sosyolog Emile Durkheim Rousseau ve Toplum Sözleşmesi kitabı günümüze ışık tutan önemli kitaplardandır. Durkheim, din, ahlak, eğitim ve felsefe üzerine düşünceler üretmiştir.
August Comte “Sosyo” kelimesini bulmuş ancak Emile Durkheim bu kavramın içini dolduracak çalışmalarda bulunmuştur. Toplumu iki türe ayırmıştır. Mekanik (ilkel, gelişmemiş toplumlar) diğeri ise organik (sanayi, gelişmiş) toplumdur. Durkheim’in bu düşüncesini günümüze uyarladığımızda tam tersi bir durum ortaya çıkabilir. Sanal (asosyal, tüketen toplumlar), organik (sosyal, üreten) toplumlar olarak ayırabiliriz.
Toplum sözleşmesi kavramını ilk keşfeden kişi John Locke’dur. Bu kavram doğal hukuk kurallarından ortaya çıkmıştır. Daha sonra bu kavramı Rousseau ele almış ve geliştirmiştir. Sonraki yıllarda bu toplum sözleşmesi kavramını Bertrand Russell ele almış ve Amerika yıllar önce kullandığı bu sözleşmeye göre Vietnam Savaşı nedeniyle Russell mahkemesince suçlu bulunmuştur.
İnsan haklarının doğal hukuk kurallarından yola çıkarak toplum sözleşmesinin ortaya çıktığını belirtmek gerekir. Doğaya ve insan doğasına uygun yaşamanın yolu hiç kuşkusuz insan haklarına uyumla geçer bunu da sağlayan elbetteki hukuk ve adalet gibi kavramlardır. Bu nedenden dolayıdır ki hukuk kavramı genel, tümdengelim bir kavram olup evrenseldir. Tikel değil tümeldir. Tümel kavramları, tikel olarak sadece kendinize özgü algılarsanız adalet kavramını da ezip geçersiniz ve güvensiz, huzursuz bir kaotik toplumun ortaya çıkmasına neden olursunuz.
“Sosyal düzenin kilit taşı olan hukukun bireylerden üstün olması yeterli değildir. Bunun yanında ayrıca bir de doğaya dayandırılmalıdır, yani bu üstünlük hayali değil akılla ispatlanabilir olmalıdır. Aksi halde kendisi de sonuçları da güvenilmez olacaktır. Ondan doğan düzen de istikrarlı olmayacaktır; doğal düzeni belirleyen zorunluluğa ve değişmezliğe sahip olmayacaktır. Her an ortadan kalkabilecek tesadüfi birleşimler sayesinde sürüp gidebilecektir. Eğer bireysel iradeler sosyal düzene bağımlılığın meşru olduğunu hissetmezlerse, düzen istikrarsızlaşır. Öyleyse topluma gerekli olan şey ‘gerçek doğadan gelen ve aklın üzerine inşa edilen ilkelerdir.”
Durkheim sadece sosyolojiyle değil siyaset felsefesiyle de ilgilenmiş ve bu kitabı yazmıştır.























