Sayın Kılıçdaroğlu,

Siyaset bir bayrak yarışıdır; ancak bu yarışta en zor olan kısım, koşmayı bırakmak değil, bayrağı vaktinde devretmektir. Tarih, kendi dönemiyle özdeşleşen ve bu yüzden o dönem bittiğinde kendisini de yenilemesi gereken liderleri çok daha ciddiyetle hatırlar.

Nelson Mandela’yı hatırlayın. Güney Afrika’nın kurtuluşu için verdiği 27 yıllık mücadeleden sonra, ülkenin en güçlü olduğu dönemde, tek bir dönem başkanlık yaparak koltuğu bıraktı. O, ülkesinin kendisinden büyük olduğunu, değişimin tek bir kişiye endekslenmemesi gerektiğini biliyordu. Yine Charles de Gaulle, Fransa’nın en çalkantılı döneminde ülkeyi kurtaran isim olmasına rağmen, meşruiyetini yitirdiğini hissettiği veya dönemin gerekliliklerinin değiştiğini gördüğü an, büyük bir vakurla geri çekilmeyi bildi.

Tarih, bu isimleri “kurtarıcı” yapan şeyin, iktidarda kalma ısrarları değil, “iktidarın kendisinden daha yüce ideallerin varlığını kabul etmeleri” olduğunu yazar.

Siz bugün kendinizi “direnme” mecburiyetinde hissediyor olabilirsiniz. Ancak bu direnç, artık siyasi bir vizyon değil, kişisel bir saplantı olarak okunuyor. Sulla’nın Roma’da diktatörlük yetkilerini elinde tutmasına rağmen bunları bırakıp gitmesi, tarihe bir “eylem” olarak geçti. Bugün sizin için de benzer bir eşik var: Ya kendi yarattığınız siyasi süreci, sizin gölgenizden kurtararak özgürleştireceksiniz ya da o süreci, kendi inatçılığınızın enkazı altında bırakacaksınız.

Siyasetin amacı, bir figürün tarihe geçmesi değil, temsil ettiği fikrin yaşamaya devam etmesidir. Siz orada kaldığınız sürece, o fikrin önündeki tek engel haline geliyorsunuz. Büyük siyasetçiler, tarihin kendilerini unutmasından korkanlar değil, tarihin onları “zamanında bırakmayı bilenler” olarak anmasını tercih edenlerdir.

Sizin için de vaktin geldiği, artık siyasi bir sır değil, toplumsal bir gerçekliktir.

Tarih, vaktinde çekilmeyi bilmeyenleri değil, emaneti devretmeyi erdem bilenleri yazar.

Nil Yurda. 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz