Gramsci’den Bektaşiliğe Bir Köprü
Modern düşünce tarihinde bazı bağlar, coğrafyanın ve tarihin derinliklerinde gizlidir. Marksist kuramın en özgün isimlerinden biri olan Antonio Gramsci ile Balkanlar’ın kadim inanç köprüsü Bektaşilik arasındaki ilişki de tam olarak böyledir. Bu ilişkiyi anlamak için kökleri Arnavutluk’un Gramsh kasabasına uzanan bir düşünürün, halk kültürüne verdiği önemi hatırlamak gerekir.
Gramsh’tan Sardinya’ya Bir Köken Hikâyesi
Gramsci’nin soyadı tesadüf değildir; ailesi 18. yüzyılda Bektaşi kültürünün kalelerinden biri olan Gramsh bölgesinden İtalya’ya göç etmiştir. Gramsci her ne kadar materyalist bir sosyalist kuramcı olsa da, “halkın sağduyusu” ve “kültürel bağlar” üzerine yaptığı analizler, Bektaşiliğin Arnavutluk’taki toplumsal sarsılmazlığını anlamamıza ışık tutar.
Hapishane Defterleri’nden Tekkelere: Folklorun Gücü
Gramsci, ünlü Hapishane Defterleri’nde folkloru küçümsenecek bir “hurafe yığını” değil, halkın dünyayı anlamlandırma biçimi ve resmi ideolojilere karşı geliştirdiği kendi “felsefesi” olarak tanımlar. Arnavutluk’taki Bektaşilik, bu tanıma birebir uyar.
Bektaşilik; müziği, edebiyatı ve sivil dayanışma ağlarıyla Balkanlar’ın en güçlü “organik folkloru”dur. Resmi otoriteler yukarıdan aşağıya bir dünya görüşü dayatırken; Bektaşi öğretisi, halkın içinden süzülen, insanı ve doğayı kutsayan bir “karşı-kültür” inşa etmiştir.
Sosyalizm ve Bektaşiliğin Kesişim Kümesi
Arnavutluk tarihinde Bektaşilik, sadece bir inanç pratiği değil, ulusal uyanışın (Rilindja) ve sivil direnişin en güçlü aktörüydü.
Gramsci, iktidarın sadece zorla değil, “kültürel rıza” ile kurulduğunu söyler. Bektaşilik, baskıcı dönemlerde dahi halkın bu “rızasını” koruduğu ve kimliğini sakladığı gizli bir sığınak olmuştur.
Gramsci’nin “organik aydın” olarak tanımladığı, halkın diliyle konuşan ve onlarla yaşayan figürleri, Arnavutluk özelinde dervişler ve babalar temsil etmiştir.
Gramsci’nin atalarının topraklarında serpilen bu kadim gelenek, aslında onun “hegemonya” kuramının yaşayan bir örneği gibidir. Biri sınıfsal adaleti, diğeri ise “72 millete bir nazarla bakmayı” merkeze alan bu iki farklı dünya, Arnavutluk’un kültürel dokusunda birbirini tamamlar.
Belki de Gramsci’nin teorize ettiği o ‘halkın sağduyusu’, yüzyıllardır Bektaşi inancının taşıdığı o derin ve sessiz birikimde saklıdır.
İyilikle…
𝓝𝓲𝓵 𝓨𝓾𝓻𝓭𝓪





















